Kanallar şehri Venedik

Her sene çocuklu tatilin yanında Sinan’la baş başa bir seyahat planlamaya çalışıyoruz. Genelde bu tatilleri sürpriz olarak organize ediyorum, havaalanına gelene kadar nereye gideceğimizi bilmiyor Sinan 🙂

Venedik’te böyle bir seyahatti bizim için. Ocak sonu için planlamıştım ancak karnavala denk gelsin istemiyordum ki daha sakin keşfedebilelim şehri.

Ancak 3 gece 2 gün şeklinde program yapabildik  Sinan’ın işleri yüzünden.

Çarşamba 16.30 uçağıyla 2.30 dakikalık bir yolculukla Venedik’e vardık. Havaalanı –otel transferi için en kolay seçenek “Alilaguna”.

IMG_3793.JPG

Havaalanından çıkıp sahile doğru aşağı yukarı 7 dakikalık bir yürüyüşle iskeleye varıyorsunuz. Bu deniz taksiler San Marco Meydanı, Rialto, Fondamenta Nuove ve  Le Guglie’de duruyor.Otelimizi  Rialto köprüsüne 200 m, San Marco meydanına 10 dakika yürüme mesafesinde Hotel A la Commedia’ya yaptırmıştım. (www.commediahotel.com)

Dolayısıyla aşağı yukarı 1 saatlik çok keyifli  bir yolculukla Rialto durağında indik. Otele yerleşip hemen sokaklara attık kendimizi, biraz yürüyüp akşam yemeği için önümüze çıkan ve sıcak bulduğumuz Nuova Valigia isimli minik restorana girdik. Beklediğimizden daha lezzetli yemek yedik. Fazla oyalanmadan otele döndük ki bütün enerjimizi ertesi güne saklayalım.

IMG_3801IMG_3811IMG_3804

Ertesi güne geçmeden biraz Venedik’ ten bahsetmek istiyorum. Bataklık halinde ki bir lagünün ortasında, deniz seviyesiyle hemen hemen ayn,ı yüzden fazla adacığın birleşmesiyle kurulmuş bir şehir burası. Birçoğu 400 yıldan fazladır ayakta olan binalar ağaç kazıklar, dubalar ve su geçirmez taşlarla inşaa edilmiş. Kanala bakan ön cepheleri arka cephelerine nazaran daha gösterişli olan binalar genelde 3 katlı, mutfaklar suya kolay ulaşabilmek için zemin katta yada kokuları uzaklaştırmak için çatı katta bulunuyormuş. Yaş ortalaması 50 cıvarında olan şehrin nüfusu 1997 yılında 68bin iken 2000li yılların başında nüfus artışı göstermiş. Ancak şehir geceleri sessiz çünkü çalışan kesim son trene binip Mestre’ye dönüyor. Akşamları karanlık evler genelde senede bir kaç hafta gelen zengin yabancılar tarafından satın alınmış. Bir zamanlar Akdeniz’de önemli bir ticaret gücü olan Venedik bugün senede 30 milyon turistin ziyaret ettiği eşsiz bir şehir.

IMG_3914

Ertesi sabah otelin yaptığı organizasyonla Murano adasına gitmeye karar verdik.  Venedik’in etrafında  Lagün adaları denen bu bölgenin en kolay ulaşılabilir olanları cam işleriyle ünlü olan Murano, dantel adası olarak bilinen Burano, tarihi Torcello ve kumlu plajlarıyla ünlü Lido adaları. Daha az bilinen diğer adalarda keşfetmeye değermiş ancak ulaşım biraz daha güç olabilirmiş…

Bizim vaktimiz kısıtlı olduğundan Murano’yla kısıtladık gezimizi. 15. ve 16.yüzyıllarda ada Avrupa’nın en büyük cam üreticisi halini almış. Cam ustalarına inanılmaz ayrıcalıklar tanınmış başka yerde çalışmak üzere adayı terk edenlere ölüme kadar varan cezalar verilirmiş. Adada aslında çok görkemli palazzolar olmasına rağmen turistler genelde cam işlerini ziyaret ediyormuş. Bizde sadece adada ki  Signoretti isimli üreticiyi ziyaret ettik. (www.signoretti.it)

 

IMG_3839Önce üretim yapılan atölyeleri daha sonra da ürünlerin teşhir edildiği ve satıldığı alanı gezdik. Türkiye’den çok sayıda müşterileri olduğunu öğrendik. Hatta 250 euro üzeri alışverişlerde ürünleri ülkeye direkt kargoladıklarını bile anlattılar. Hayallerimi süsleyen bir kaç avize gördüm ancak içeride resim çekmek yasak olduğundan maalesef paylaşamıyorum 😦

IMG_3846IMG_3845

IMG_3841

Adada yaptığımız bu kısa geziden sonra merkeze geri döndük. İlk olarak Cannaregio bölgesinden başladık dolaşmaya. Venedik’in en kuzey ucunda bulunan bu bölgenin adının yüzyıllar önce burada yetişen kamışlardan (canne) yada şimdiki adı Canale di Caneregio’dan (kraliyet kanalı) geldiği söyleniyor. Anakarayla demir yolu bağlantısı kurulmadan önce bu kanal Venedik’in ana girişiymiş.

Venedik’te gezmenin en iyi yolu ufak sokaklara gire çıka kaybolmak bence. Gezinizi bölge bölge ayırın ve elinizde haritanızla bol bol yürüyün. Bu bölgede bizde aynen öyle yaptık.

Çok keyifli bir cadde olan Lista di Spagna caddesinde mola verdik. Ayaküstü bir espresso ve yanında benim  bayıldığım Fritelle yani bir tür kızarmış üzümlü hamur işinden sonra yolumuza Campo San Geremia ve bu meydanda bulunan San Geremia kilisesi ile devam ettik.

IMG_3864IMG_3865

IMG_3871IMG_3882

Kahve molası üzerine acıktığımızı hissedip içgüdülerimizle karşımıza çıkan ilk bistroya girdik.

IMG_3883

Venedik’e gelmeden önce baba tarafından Venedikli olan arkadaşım Giovanna bana upuzun bir öneri listesi vermişti. İlk gün bu listeye pek bakmadan dolaştık ancak mutlaka yememiz gerekenler listesinde Tramezzini adı verilen sandviçler vardı. Kenarları olmayan yumuşacık tost ekmekleri ile yapılan bu çeşit çeşit sandviçleri mutlaka denemenizi tavsiye ederim. Şansımıza girdiğimiz Bistro La Lista bu sandviçler konusunda uzmanlaşmış bir yerdi. Tabii bu yemeğe Venedik’te olmazsa olmaz Aperol Spritz eşlik etti.

IMG_3885

Vikipedia’ya göre Aperol Padua’lı Barbieri adlı firma tarafından 1919 yılında üretilmeye başlanan ancak 2. Dünya savaşına kadar pek tercih edilmeyen, Campari tadında ancak yarısı kadar alkol içeren şimdilerle Campari firması tarafından üretilen ve acı portakal, gentiyan bitkisi, kınakına bitkisi ve ışgın içeren bir likör. 3 ölçü prosecco, 2 ölçü Aperol ve 1 ölçü soda eklenerek ortaya çıkarılan Aperol Spritz ise İtalya’da en çok tercih edilen kokteyllerin başında geliyormuş.

IMG_3884

Yemek sonrası Ponte dei Scalzi’den geçerek Santa Croce bölgesine geldik.

IMG_3891

İlk durağımız Campo Giocomo Dell’Orio ve cıvarinda ki sokaklar.Bu sokaklarlarda kaybolmak mümkün değil çünkü mutlaka San Marco meydanı yada Rialto köprüsü tabelaları var. Dönüp dolaşıp yine merkezi bulursunuz 🙂

Bizim rotamız Campo S. Polo ve Rialto köprüsünden karşıya geçerek merkeze ulaşmak şeklindeydi.

Köprüden geçer geçmez karşı caddeye devam ettiğimizde karşımıza aniden çıkan Disney store’da mola verip o zamanlar sadece Zeynep için alışveriş yaptıktan sonra kahve molası için önümüze çıkan bir kafeye oturduk.

IMG_3936

Olmazsa olmaz Spritzimizi içtikten sonra Sinan yorgun olduğu için otele döndü.

IMG_3937

Ben yoluma devam edip San Marco meydanına kadar yürüdüm. Karnaval hazırlıkları son sürat devam ediyordu meydanda.

IMG_3945IMG_3958

IMG_3947

Bu  noktada karnavaldan bahsetmek istiyorum. Her ne kadar bizim seyahatimiz karnavalın ilk günü sona ersede bir daha ki sefere mutlaka karnaval zamanı orada olmak isterim. Büyük Perhiz öncesi ete veda anlamını taşıyan “carnavale” Veneto bölgesinin her yerinde kutlanıyor. 11. Yüzyılda Venedik’te yapılmaya başlanıyor ve 2 ay boyunca sürüyor ancak 18. Yüzyılla birlikte düşüşe geçiyor ve 1979 yılında tekrar canlandırıldığında öylesine bir ilgi görüyor ki zaman zaman şehre gelen aşırı kalabalığı engellemek için  yollar kapatılıyor. Bugün 10 gün süren karnaval etkinlikleri maske takarak kostümle şehirde dolaşmak için bir vesile. Maskeler ve kostümler sosyal ayrımları ortadan kaldırıyor. Kullanılan maslekelerin bir çok çeşidi var. Bauta adı verilen tür tüm yüzü kaplayan genellikle beyaz ve köşeli olan bir maske çeşidi.  Colombina yemeyi ve içmeyi engellememek için sadece gözler ve burunu kapatan bir maske türü, gümüş, altın kristal ve tüylerle süsleniyormuş genelde.  Upuzun burunlu bir maske görürseniz bu veba doktoru adı verilen bir maske. Uğursuz bir karnaval kostümü olduğu düşünülen bu maske ortaçağda vebaya karşı kendini koruyan doktor ve giydiği siyah cübbeden oluşuyor.Moretta yuvarlak siyah, derin göz çukurları olan bir maske.  Dilsiz hizmetkar kadın da deniliyormuş bu maskeye. Volto denilen maske ise en çok kullanılan ve tanınan maske çeşitlerinden biri. Çoğunlukla beyaz ancak bol bol süslemesi de oluyormuş. Maske üreticileri 1436 yılında resmi statülerini kazanmış. Venedik’in her köşesinde karnaval olsun olmasın bir çok maske dükkanı bulabilirsiniz. Fiyatları çok değişken, çok ucuza turistik maskelerin yanı sıra çok pahalı büyük el işçiliği ile üretilmiş maskeler de mevcut.

 

Karnaval ve maskeler konusuna ara verip hem akşam yemeğine enerji toplamak hem ertesi günün programını yapmak üzere otele döndüm.  Giovanna’nın Venedik yazılarını önüme alıp son günümüz için bir yol haritası çıkardım.

IMG_3968

Yemek öncesi lobide alınan bir prosecco’nun ardından “da Carletto” isimli restorana gittik. Sinan her zamanki gibi deniz mahsullü spagetti ve ben her zaman ki gibi gnocchi (patates ile yapılan bir tür makarna, gratine edilerek servis ediliyor çoğunlukla)  tercih ettim. Lezzetli ve makul bir yemekten sonra otelimize döndük.

IMG_3971

 

Son günümüzün sabahı rotamıza San Marco meydanı ile başladık.

IMG_4009IMG_4013

Venedik deyince Gondol turu ve Cafe Florian mutlaka tavsiye edilen noktalardır. Ancak Gondol turu tamamen turistik ve gereksiz pahalı bence. Zaten genelde japon turistleri görüyorsunuz gondollarda.  Cafe Florian ise yine çok turistik bir mekan. Ayaküstü 90 cente içtiğiniz espressoyu japon turistler ile birlikte 6 euroya içmek isterseniz tabiki girin oturun. Ama bence kapısından girip içeriyi görmek yeterli.  Gondol demişken tarihinden bahsedeyim biraz. Gondolcular Venedik sembolizmi ve mitolojisinin bir parçası. Efsaneye göre ayaklarından suda yürümeleini sağlayan perdelerle doğarlarmış. Şehrin su yolları ile ilgili bilgiler babadan oğula geçiyor ve hala bir erkek mesleği olarak devam ediyor. Gondol ince gövdesi ve düz tabanıyla sığ kanallara tamamen uyum sağlayacak şekilde üretilmiş. Bir zamanlar pazarlardan palazzo’lara mal taşımakta kullanılıyormuş. Günümüzde daha çok keyif amaçlı kullanılıyor. Gondolcular geleneksel giysileri olan siyah pantolon, çizgili tişört ve kurdelalı hasır şapka takıyorlar. Ayakta ve yüzü gittiği yöne dönük olarak kürek çekiyorlar. Yolcular alçak tabure ve minderlere oturuyorlar. Gondolun yapımında 280’in üzerinde ahşap parça kullanılıyor ve ana iskelet meşe ağacından yapılıyor.  Ferro denilen gondolun baş ucunda duran demirin üzerinde ki metal dişler Venedik’in altı bölgesini yani bir dük tarafından yönetilen 6 sestiere’sini temsil ediyor.

IMG_3946

San Marco meydanından sonra ilk durağımız Ponte dei Sospiri yani Ahlar köprüsü. Etrafı çevrili olan bu köprü eski esirleri Venedik Cenova saraylarında ki sorgu odalarına götürmek için kullanılırmış.Mahkumların hücrelerine gitmeden önce gördükleri son manzaraymış. Köprünün adı 19. Yüzyılda Lord Byron tarafından verilmiş.

IMG_4016

Bu noktada gondola binmeyip şehri nasıl gezdiğimizin cevabı geliyor. 1 numaralı Vaporetto…  şehri baştan aşağı gezen bu bir nevi kanal otobüsü ile istediğiniz durakta inerek yolunuza devam edebilirsiniz. Bizde aynen böyle yaptık upuzun bir kanal gezintisinden sonra yine Giovanna’nın tavsiyesiyle Zattere bölgesine gitmeye karar verdik. Dorsoduro sestiere’sinde bulunan bu sahil Guideca kanalı boyunca uzanan bir kıyı. Tam karşısında Guideca adası bulunuyor.

IMG_4033

Sahil boyunca kafeler var. Biz tercihimizi Giovanna’yı dinleyerek 1937 yılında açılmış Da Nico dondurmacısından yana kullandık. Mutlaka deneyin pişman olmazsınız 🙂

Hele yaz mevsiminde gittiyseniz o sahil çok daha keyifli olur eminim. Zattere’yi bitirip Ponte Accademi’dan karşıya geçerseniz San Marco bölgesine gelirsiniz bizim gibi.

IMG_4043

Bir çok avrupa şehri gibi bu köprüde de aşıkların kilitleri asılı.  Köprüden geçtikten sonra Campo San Stefano çıkacak karşınıza.Çok hoş bir meydan burası.

IMG_4050

Öğle yemeğimizi bu meydanda yedikten sonra listemizin en başında bulunan La Fenice tiyatrosuna geldik. Mutlaka zaman ayırmanızı tavsiye ederim burayı gezmek için.         09.30 -18.00 arası gezebilirsiniz ancak bazı gösteri günlerinde daha erken kapanabiliyormuş. Burada bir gösteri izlemek isterseniz www.festfenice.com ‘u ziyaret ederek programlarına bakabilirsiniz.

Biz sadece gezdik ve büyülendik .Fenice sonrası yolumuzun üzerinde muhteşem spiral merdivenleriyle 15. Yüzyılda Contorini ailesi için inşa edilmiş Palazzo Contarini del Bovolo var. Bu merdivenler Ağustos 2015 te tadilat amacıyla kapatılmış.

IMG_4064

 

Sonra ki durağımız Guiseppe Cipriani tarafından kurulmuş olan  çok meşhur Harry’s Bar.

IMG_4089

1900 yılında Verona’da doğan Guiseppe’nin ailesi çok fakirmiş. 1904 yılında Almanya’ya göç etmek zorunda kalmışlar. Orada düzenlerini kurmuşlar ancak 1. Dünya savaşının patlamasıyla Verona’ya dönmek zorunda kalmışlar. Şehirde ki erkeklerin çoğu savaşa gittiği için Guiseppe şehrin en önemli pastanelerinden birinde işe başlamış. Pastane sahipleri de savaşa gidince işe sahip çıkan Guiseppe olmuş. Ancak bu işten sıkılıp garson olarak Fransa Belçika dahil bir çok yerde çalışmış. Daha sonra Venedik’e dönüp Hotel Europa’da çalışmaya başlamış. Otelin sahibi bir gün ona barmen olması gerektiğini çünkü müşterilerle çok iyi ilişkiler kurduğunu söylemiş. Bu şekilde tecrübe edindikten sonra kendi barını açmaya karar vermiş ancak maddi olarak tek başına yatırım yapması mümkün değilmiş. Tam o dönemde teyzesiyle birlikte Venedik’te alkolizmden kurtulmaya çalışan Harry Pickering isimli amarikalı öğrenci çıkmış karşısına. Teyzesi bir süre onunla kalıp daha sonra tek başına az bir parayla bırakmış Harry’yi. Guiseppe Harry’ye borç para vermiş. 1931 yılında Harry’yi bir daha göremeyeceğini sandığı bir noktada karşısına çıkıvermiş ve hem ona verdiği 10.000 lira’yı hemde üzerine 30.000 lira daha vermiş ve artık istediğin barı açabilirsin demiş. Ve Harry’s bar Guiseppe’nin çalıştığı otelin hemen yakınında tutulan bir mekanda hizmete başlamış. 1930’lu yıllarda Guiseppe beyaz şeftali suyu ve Prosecco ile hazırladığı Bellini isimli kokteyli tanıtmış. 1 ölçü beyaz şeftali püresi içine 3 ölçü prosecco ile hazırlanan bu kokteyl tüm dünyada inanılmaz meşhur olmuş.

IMG_4088

Aslında bu mekanda fotoğraf çekmek yasak ama ben gizli gizli bir tane çekmeyi başardım 🙂 Bellinilerimizi içip meydanda dolaşmaya devam ettik. Ertesi gün döneceğimiz ve karnavala kalmayacağımız için maskemi alıp sokaklarda öyle gezmek istedim.

IMG_4099

Akşam yemeği ise bizim için inanılmaz bir sürpriz oldu. O dönem daha yeni açılmış olan Ai Mercanti isimli restoranı tavsiye etmişti otel. Gerçekten yediğimiz en şık ve lezzetli yemeklerden birini yedik.

Ödediğimiz hesaba da çok şaşırdık beklemediğimiz kadar uygundu yediğimiz rafine yemek için. Sabah erken uçağımız olduğundan daha fazla oyalanmadan otelimize döndük. 2,5 günde bol bol yürüyerek şehri olabildiğince keşfettik. Roma’dan döndüğümde kızıma hamile olduğumu öğrenmiştim, Venedik dönüşünde de oğluma hamile olduğumu öğrendim. İtalya bana şans getirdi diyelim 🙂

Sinefil notu: Venedik’e gitmeden Eyes Wide Shut’u seyredin, filmde ki inanılmaz maskeler Venedikte üretilmiş çünkü !!

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s